18 Mayıs 2019 Cumartesi

MAX ERNST

Meryem ellerini uzatıyor geçmişe.
İsa'nın bakışları geleceğe uzanıyor.

Havva yenmeyecekse, tanrı bu elmayı neden koymuş diyor.
 Biri durmaksızın yineliyor.
 Biri ağlıyor, güneş bize Jüpiter'den daha yakındı diyor.

Biri yalnızca bir yol vardır,
 Söylenmek istenen değil,
 Yapılmak istenen değil,
 Olacak olan diyor.

Biri robotun yazdığını, sen yazdın sandım diyor.
 Biri nerede dünyayı avlayan güneşin okları
Nerede; ''x-y=a+b+z:3?x^é>m5wn$,~ok€.*^½öl.çözüm%&*é.üüü.ürü/8!üüü
 Formülleri diyor...

Nerede Şükran Moral'ın diledikleri.
 Nerede internet uygarlıkları.
Nerede eylemcil, sömürel yapılar.
 Nerede Neronsu saçmalıklar.
 Distribütör cumhuriyetleri.
 Magazin devletleri.

Nerede çanaksı meteor çukurlar.
 Kalderalar, kraterler, volkanlar.

Nerede statükolar.
 Somalileşme ruhu.
 Nobran yönetimler.
 Kur cumhuriyetleri.

Nerede mazohistik yapılar.
Şarkikaraağaçlar.
 Son iki dizeyi ayrı sevdim, avcı var ama vuran onun silahı değil de dağlara vuran güneş, naifçe bir ters köşe, en çok şiire yakışırdı zaten diyenler...

Sonbaharda bir şafak vakti;
 'Uzanıyor yol...
 kayalıkların arasından
 Gösterişsiz çayırda
 kara boğalar otluyor.
 Çiy damlalarıyla
ıslanırken toprak
ırmak dönemecine doğru
 ağaçlı yol yaldızlanıyor.
 Sırtında tüfeğiyle
 sivri kayaların arasından
 yürürken avcı,
mor dağlara vuruyor güneşin ilk ışıkları.'

Nerede  Machado.
 Nerede ilkeler, kavimler 
 Beyaz camdaki açık oturum.
 Civan perçemi, dulavrat otu, kurumlarımız.

Nerede yamaçlar, aşklar, çiçekler.
 Nerede Max'ın söylemek istedikleri.
 Acı sular, durgun sular, akarsular.

'Çektiğim acıdan değil, meraktan soruyorum.'                                  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder